Yazılarım

Seksi Birşey: Kendini Sev

Bir kadının yapacağı en seksi şey nedir? Ya da kedini seven bir kadının enerjisi sizce nasıldır? Tabi burda bencillikle karıştırmayalım durumu. Kişinin kendiyle barışık olmasından, kendini olduğu gibi kabul etmesinden yani gerçekten kendini sevmesinden bahsediyorum. Siz kendinizi seviyor musunuz? 😳 hangi cümleler ile konuşuyorsunuz kendinize hiç dinliyor musunuz? Bir ortama girerken “ay şimdi beni sevmeyecekler, beğenmeyecekler, konuşsam rezil olurum, yok yok gitmek istemiyorum, ya da dur en pahalı kıyafetlerimi giyip öyle gideyim de dikkat çekeyim” gibi cümleler söylemiyor musunuz kendinize? Ya da olduğunuz gibi sevileceğinize inanmadığınız için hep verdikçe veriyor, alttan alıyor, hayır diyemiyor, kendinizden vermiyor musunuz? 😬 yapmıyorsanız süper. Ama malesef bir çoğumuz yapıyoruz. Öyle öğretildi bize çünkü. O yüzden önce farkındalık: dinleyin kendinizi, ne diyor kendiniz kendinize gizli gizli. Cümle aralarına bakın, gizli gündemleri keşfedin. Ve sonra sevin kendinizi. Bu halinizle tam da olması gerektiği gibi muhteşemsiniz ❤️🎈 ve unutmayın ki zaten ne yapsanız herkese sevdiremezsiniz kendinizi. Ve kendini sevmeyen başkalarını gerçekten sevebilir mi?

Bana Bakan Yüzler

Yine buldum bana bakan yüzleri 😁 yatak odamın perdesinde de bir sürü yüz bana bakıyor. Şimdi çalışma masamın yanındaki Derya’nın Küba’dan getirdiği yağlı boya tabloda da! Onlar bana bakıyor ben onlara 😂 karşılıklı bakışıyoruz işte. Buraya kadar herşey normal, asıl enteresan olan onların bana bakışlarına baktıkça aslında yaşamın bir illüzyon olduğunu, oyun sahnesinde kendi rolümü aldığımı, Can’ım hangi role isterse ona girebileceğimi hatırlatıyorlar bana. Yani Mutlu olmak da drama queen olmak da bizim elimizde. Sabah hangi rolü istersen kıyafet gibi üzerine giyebilirsin. Tabi o elbiseyle olduğunun farkında olursan girdiğin her rol çok eğlenceli oluyor. Kıskançlık rolü bile. Ama eğer o rolün içinde kaybolursan işte ozaman ruhun tutsak kalıyor. Kontrol senden gidiyor. Devamlı bu kadar farkında olmak kolay değil tabi. O yüzden ben bana hatırlatmaları için bu yüzleri seçtim kendime. Evin neresine giderseniz gidin mutlaka bir yüz bakıyor bana 😳 mesela son günlerde biraz mağrurum, sessizim. Bu durumu yaratan sebeplerin dramasına düşmeden sadece rolü deneyimlemeye çalışıyorum. Ha ilk 2 gün tabiki çukura düştüm 😬 neyseki bu yüzler yine bana kendimi hatırlattı da fazla uzun sürmedi.

Metafizikle Farkındalık Seansları

Özgürlüğe adım atmaya ne dersiniz?

Ben 1,5 yıl önce evet dedim ve hayatımın en büyük kuantum sıçramasını yaptım 🙂 Çocukluğumdan beri çok ilgiliydim bu konulara. Özellikle annemle sohbetlerimizin çoğunu metafizik, evren, inanç, Allah konuları kapsar.

İçimde çok büyük bir güç olduğunu her zaman bilirdim. Ama üniversite bitip de iş hayatına girince, kurumsal ve yaşamsal kölelik çerçevesinde ben de sistemin ehilleştirdiği bir birey haline gelmiş, sorgulamayı, araştırmayı, düşünmeyi bırakmıştım. Continue reading Metafizikle Farkındalık Seansları

Zihin-Ruh-Beden Festivali 14-16 Mart

Muhteşem bir festival daha yaklaşıyor. Sakın kaçırmayın 🙂

Bu haftasonu (Cuma – Ctesi – Pazar ) Lütfi Kırdar’da. Çok keyifli workshoplar ve seminerler var. Bildiğim kadarıyla 5 farklı salonda farklı seminerler olacak. Giriş biletiyle Kristal salon ve Love Dome’daki tüm seminerlere katılabiliyorsunuz. Diğer salonlardaki workshoplar için ekstra ödeme gerekiyor.

Hangi çalışmayı tavsiye etsem bilemedim. Her biri birbirinden değerli. Astrolojiden nefes çalışmalarına, farkındalık seminerlerinden sağlıklı beslenmeye herşey bir arada. Eğitmenler ve programa etkinliğin web sitesinden göz atabilirsiniz: http://www.zihinruhbeden.org/

 

Sizin de var mı kendinize sorduğunuz sorular?

Taa yıllar önce isimsiz bir bloga yazmışım / sormuşum bu satırları  Karşılaşınca çok şaşırdım.. Güzel sorular sormuşum ama. Var mı bunlara cevabı olan? 

Bu dünyaya geliş amacın ne? görevin ne?
Neden bir şeylerin hep peşinden koşmayı severiz? Onu elde etmeyi amaçlar, elde edince de sıkılırız?
Neden kaçan kovalanır? Ne enteresan bir psikolojidir bu..  Continue reading Sizin de var mı kendinize sorduğunuz sorular?

Nereye Bakarsan Oraya Gidersin

Motorsiklet kullanma eğitiminde ilk öğrettikleri şeydir: Sen nereye bakarsan motor oraya gider. Yeteri kadar tecrübelenip, motorun kontrolünü eline alana kadar bu şekilde egzersiz yaparsın, kafanı nereye çevirirsen motor oraya gider. Dönmek mi istiyorsun, döneceğin yere bak. Devamlı daire mi çizmek istiyorsun, dairenin merkezindeki orta noktaya odaklan. Bu kural o kadar önemli ki, yolun kenarında duran, girmekten korktuğun mıcırlara bakmayacaksın. Çünkü gözün bir kere oraya giderse kendini motorunla orada bulacaksındır. Acemi iken hep bu şekilde test yaptırırlar. Taa ki motor senin değil, sen motorun kontrolünü eline alana kadar. Eh tabi bu da baya tecrübe ister 🙂

Motorsiklet süreçleri de aynı hayat gibi.  Continue reading Nereye Bakarsan Oraya Gidersin

3 Çeşit Ölüm Vardır

Bliyor musunuz 3 çeşit ölüm vardır:

  1. Fiziksel Ölüm
  2. Ruhun Ölümü: Yaşayan Robot gibi
  3. Geçmişinize, korkularınıza ve sınırlarınıza ölüm

Birinci ölüm çeşidinden hiç bir canlının kurtulma şansı yok. Gün gelecek hepimiz tadacağız. İkinci ölüm çeşidini yaşayıp/yaşamamak bizim elimizde. ve bence hepimiz asıl bu ölümden korkmalıyız. Üçüncü ölüm çeşidi ise muhteşem 🙂 Geçmişimize, korkularımıza ve sınırlarımıza ölüm.. Ölmeden önce ölmek diye buna deniyor galiba.

Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Hangisi kolayınıza geliyor?

 

Ne istiyorsunuz?

Hayattan tam olarak ne istiyorsunuz?

Kimilerimiz ailelerimizin istediği okullardan, kimilerimiz puanımızın yettiği okullardan mezun olduk, bulabildiğimiz ilk işlere girdik, belki yuva kurduk, belki boşandık hayatlarımıza devam ediyoruz. Mutlu muyuz bilmiyorum. Hayatlarımızdan tatminkar mıyız hiç sanmıyorum.. Kendimizden 10 yaş küçüklere, ‘ah senin yaşında olsaydım şimdi neler neler yapardım’ cümleleri kuruyor muyuz, kesinlikle 🙂

Peki bugün bir şeyleri değiştirmeye başlamak için sizi engelleyen şeyler ne? Yazdınız m bu maddeleri alt alta. Hiç mi bir çıkış yolu yok? Yoksa siz mi kendi kendinizin yolunu kapıyorsunuz? Belki de bu hayattan gerçekten ne istediğinizi bilmiyorsunuz? Hiç sordunuz mu kendinize tam olarak ne istiyorum diye?

Ben danışanlarıma ve onların içindeki çocuklara tanışır tanışmaz soruyorum: Bu hayattan tam olarak ne istiyorsun? ve  istediklerine ulaştığını nasıl bileceksin? diye..

Bu Ülkede Girişimci Olmak

 

Son bir yıldır girişimci olmaya kafayı fazla taktım. Algıda seçicilik olsa gerek etrafımda gördüğüm, duyduğum, okuduğum tüm başarılı girişimlerlerin süreçlerini irdeleyip duruyorum. Bir ara ‘Türkiye’den dünyayı sarsacak bir girişim çıkmaz, genlerimizde böyle bir yaratıcılık, başarı yok’ düşüncesine nerdeyse inanacaktım ki Yılmaz Argüden bu düşünceyi yıktı. Tarihimize dönüp bakarsak bizim tüm genlerimiz büyük başarılar ve girişimler ile doluydu. Peki son yıllardaki bu başarısızlığımızın, ürkekliğimizin nedeni neydi?

Bu sorular ile kafamı devamlı meşgul ederken, geçen hafta katıldığım Webrazzi Gündem http://www.webrazzi.com/2011/02/16/webrazzi-gundem-internet-pazari-ve-firsatlari-canli-guncelleme/ panelinde sorularımın cevabına ışık tutan aydınlanmayı yaşadım. Gerek yaşadığım Dragons Den tecrübesi, gerek webrazzi toplantıları gerekse tüm takip ettiğim blogların neticesinde başarısızlığımızın (daha doğrusu dünyayı etkileyen bir başarıya imza atamayışımızın) kendimce sebeplerini şu şekilde özetleyebilirim: Continue reading Bu Ülkede Girişimci Olmak

Bilim dünyasının bildiği ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluk var!..

Dün, Dan Pink isimli ünlü bir Kariyer Analistinin sunumunu seyrettim ve çok etkilendim. Bilim dünyasının bildikleri ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluklar olduğunu söylüyor ve örnek deneyler ile bunu ispat ediyor:

1945 yılında, yani bundan tam 65 yıl önce, Karl Duncker isimli bir bilimci “Mum Deneyi” dediği bir deney gerçekleştiriyor. Bir gurup kişiyi bir odaya alarak, onlara 1 adet mum, bir kutu raptiye ve kibrit veriyor. Bu mumu duvara yapıştırmalarını ancak mumun hiçbir şekilde yere damlamamasını istiyor. Sonuçlar çok enteresan, biraz siz de düşünü diye cevabını şimdilik vermiyorum🙂

Bu deneyden esinlenen Sam Glucksberg isimli bilimadamı, teşviklerin gücünü ölçebilmek için deneyler yapıyor. Denekler alıyor ve bu deneklere bazı görevler veriyor. 1.gruba görevi verirken, bu işin normlarını belirleyebilmek için sadece sürenizi ölçeceğim diyor. 2.gruba, para ödülü sunuyor. eğer bu işi 1.gruptan daha önce bitirirseniz her birinize para ödülü vereceğim  diyor. Sonuç noluyor biliyor musunuz?.. 2.grup işi 3,5 dakika daha geç bitirebiliyor. Bununla ilgili değişik unsurları içeren farklı tarz görevlerle bu deneyi başka gruplarda, üniversitelerde, ülkelerde, kıtalarda deniyor deniyor. Sonuçta ortaya şöyle bir hipotez çıkıyor: Continue reading Bilim dünyasının bildiği ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluk var!..

Büyük Orkestra Şefleri gibi Yönetin

Itay Talgam. Kendini, iş dünyasındaki insanları yöneten orkestra şefi olarak tanımlıyor. Kendi tanımıyla: bir orkestra şefi büyük bir liderlik problemiyle karşı karşıyadır: Tek söz söylemeden kusursuz harmoni yaratır..

Bakın konferansında, 6 büyük orkestra şefinin kendine has stillerini nasıl tanımlamış. Continue reading Büyük Orkestra Şefleri gibi Yönetin

Bu dünyaya niye geldik?

2010 yılının başında yazmışım bu yazıyı kendime 🙂 Şimdi 2017’in ilk günlerinde karşıma çıkınca çok duygulandım. Çok tatlışmışım o zamanlar 🙂 Ama aldığım kararları uygulamış mıyım, uygulamışım.

****************************************

Kendime sıkça sorduğum bir sorudur: “Allah bizleri niye yarattı? Dünyaya geliş amacımız ve görevimiz ne?..”

Nedense bu soruyu, yalnız ve umutsuz olduğum, kendimi işe yarar hissetmediğim, hayallerimin ve dileklerimin gerçekleşmediği, iyilik ile kötülük arasında seçim yapamadığım kısacası kendimden mutlu olmadığım zamanlarda soruyorum. Bir cevap bulabilmek için de ciddi emek harcıyorum düşüncelerimle: “Mutlaka bir görevim olmalı.. ne demişler, herkesin en iyi olduğu bir şey vardır. Acaba benim en iyi olduğum şey ne.. çıkart artı ve eksi özelliklerini.. hmm bu konularda kabiliyetliyim, sanki içgüdüsel bir yeteneğim var.. Evet evet bu alanda benim görevim gizleniyor olmalı.. Yok yok bu alanlar hiiç bana göre değil.. Acaba amacım iyi bir insan olmak, insanları mutlu etmek olabilir mi.. evet, kötü insanlardan alıp, iyi insanlara hizmet etmeliyim.. Ama o da bir yere kadar canım, süper kahraman mıyım ben, doğa üstü güçlerim yok ki.. Acaba var mı? Belki de dünyaya gelme amacıma hizmet eden bir gücüm var.. Hem kötü insanların bile dünyaya geliş amaçları var. Herkesin de bildiği gibi “kötüler, iyilere hizmet eder”. Zor bir görevdir aslında, her babayiğidin kabul edip üstlenebileceği bir iş değil. Ama bu sistemde onların da olması gerekiyordu, ve oldular. Kötü olmasa iyi’nin, yokluk olmasa varlığın, çirkin olmasa güzel’in değeri, kıymeti, farkı nasıl belli olurdu?.. “  Continue reading Bu dünyaya niye geldik?