Bilim dünyasının bildiği ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluk var!..

Dün, Dan Pink isimli ünlü bir Kariyer Analistinin sunumunu seyrettim ve çok etkilendim. Bilim dünyasının bildikleri ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluklar olduğunu söylüyor ve örnek deneyler ile bunu ispat ediyor:

1945 yılında, yani bundan tam 65 yıl önce, Karl Duncker isimli bir bilimci “Mum Deneyi” dediği bir deney gerçekleştiriyor. Bir gurup kişiyi bir odaya alarak, onlara 1 adet mum, bir kutu raptiye ve kibrit veriyor. Bu mumu duvara yapıştırmalarını ancak mumun hiçbir şekilde yere damlamamasını istiyor. Sonuçlar çok enteresan, biraz siz de düşünü diye cevabını şimdilik vermiyorum🙂

Bu deneyden esinlenen Sam Glucksberg isimli bilimadamı, teşviklerin gücünü ölçebilmek için deneyler yapıyor. Denekler alıyor ve bu deneklere bazı görevler veriyor. 1.gruba görevi verirken, bu işin normlarını belirleyebilmek için sadece sürenizi ölçeceğim diyor. 2.gruba, para ödülü sunuyor. eğer bu işi 1.gruptan daha önce bitirirseniz her birinize para ödülü vereceğim  diyor. Sonuç noluyor biliyor musunuz?.. 2.grup işi 3,5 dakika daha geç bitirebiliyor. Bununla ilgili değişik unsurları içeren farklı tarz görevlerle bu deneyi başka gruplarda, üniversitelerde, ülkelerde, kıtalarda deniyor deniyor. Sonuçta ortaya şöyle bir hipotez çıkıyor: Continue reading “Bilim dünyasının bildiği ile iş dünyasının yaptığı arasında uyumsuzluk var!..”

Büyük Orkestra Şefleri gibi Yönetin

Itay Talgam. Kendini, iş dünyasındaki insanları yöneten orkestra şefi olarak tanımlıyor. Kendi tanımıyla: bir orkestra şefi büyük bir liderlik problemiyle karşı karşıyadır: Tek söz söylemeden kusursuz harmoni yaratır..

Bakın konferansında, 6 büyük orkestra şefinin kendine has stillerini nasıl tanımlamış. Continue reading “Büyük Orkestra Şefleri gibi Yönetin”

Bu dünyaya niye geldik?

2010 yılının başında yazmışım bu yazıyı kendime 🙂 Şimdi 2017’in ilk günlerinde karşıma çıkınca çok duygulandım. Çok tatlışmışım o zamanlar 🙂 Ama aldığım kararları uygulamış mıyım, uygulamışım.

****************************************

Kendime sıkça sorduğum bir sorudur: “Allah bizleri niye yarattı? Dünyaya geliş amacımız ve görevimiz ne?..”

Nedense bu soruyu, yalnız ve umutsuz olduğum, kendimi işe yarar hissetmediğim, hayallerimin ve dileklerimin gerçekleşmediği, iyilik ile kötülük arasında seçim yapamadığım kısacası kendimden mutlu olmadığım zamanlarda soruyorum. Bir cevap bulabilmek için de ciddi emek harcıyorum düşüncelerimle: “Mutlaka bir görevim olmalı.. ne demişler, herkesin en iyi olduğu bir şey vardır. Acaba benim en iyi olduğum şey ne.. çıkart artı ve eksi özelliklerini.. hmm bu konularda kabiliyetliyim, sanki içgüdüsel bir yeteneğim var.. Evet evet bu alanda benim görevim gizleniyor olmalı.. Yok yok bu alanlar hiiç bana göre değil.. Acaba amacım iyi bir insan olmak, insanları mutlu etmek olabilir mi.. evet, kötü insanlardan alıp, iyi insanlara hizmet etmeliyim.. Ama o da bir yere kadar canım, süper kahraman mıyım ben, doğa üstü güçlerim yok ki.. Acaba var mı? Belki de dünyaya gelme amacıma hizmet eden bir gücüm var.. Hem kötü insanların bile dünyaya geliş amaçları var. Herkesin de bildiği gibi “kötüler, iyilere hizmet eder”. Zor bir görevdir aslında, her babayiğidin kabul edip üstlenebileceği bir iş değil. Ama bu sistemde onların da olması gerekiyordu, ve oldular. Kötü olmasa iyi’nin, yokluk olmasa varlığın, çirkin olmasa güzel’in değeri, kıymeti, farkı nasıl belli olurdu?.. “  Continue reading “Bu dünyaya niye geldik?”